Zehirlenme Haritası

whatsapp image 2025 11 17 at 23.01.27

50×60 cm  ölçülerindeki cam fanusun içerisine, 30×30 cm boyutlarında ikinci bir cam fanus yerleştirilerek çok katmanlı, iç içe geçen bir düzenek oluşturuldu. İç fanusun ikili hazne formu, birbirinden farklı kimyasal ve organik özelliklere sahip sıvıların kontrollü olarak ayrıştırılmasını ve aynı çerçevede izlenebilir bir süreç içerisinde davranışlarının gözlemlenmesini mümkün kılan işlevsel bir yapı niteliği taşıdı. Bu haznelere yerleştirilen sıvı kombinasyonları (siyah mürekkep ve yağ, çamaşır suyu, beyaz boya ve sirke, siyah mürekkep ve tuzlu su) sucul ekosistemlerde karşılaşılan farklı kirletici türlerini, özellikle de renk verici maddeleri, kimyasal ayrıştırıcıları, yoğunluk farkı yaratan bileşenleri ve toksik özellik taşıyan karışımları temsil eden birer madde olarak konumlandırıldı.
İç fanustan aşağı doğru yönlendirilen sıvılar, büyük fanusun tabanına yerleştirilen 50×60 cm boyutlarındaki kumaş yüzeylere damlayarak ilerledi. Bu damlama süreci, düzenli bir damla-serbestlik ritmine bağlı kalmayarak, sıvıların kendi kimyasal davranışları doğrultusunda değişkenlik gösterdi. Kumaş yüzeylerinin dokusal geçirgenliği, sıvıların yoğunluk oranlarına, çözücü ya da çözünen olarak davranmalarına, dağılım eğilimlerine ve pigment doygunluklarına bağlı olarak çeşitlenen lekelenme biçimlerinin oluşmasına aracılık etti. Böylece her sıvı karışımı, kendi kimyasal kimliğine göre kumaş üzerinde benzersiz bir yayılım deseni oluşturdu; bu desenlerin her biri, su kirliliğinin doğada bıraktığı izleri hem maddesel hem de görsel düzlemde temsil eden birer iz-leke haritasına dönüştü.
Bu süreç, su ekosistemlerinde oluşan kirlenmenin yalnızca kavramsal bir problem olmaktan çıkarak fiziksel, ölçülebilir ve yüzeysel olarak okunabilir bir etkiye dönüşmesini sağladı. Damlayan sıvıların kumaş üzerindeki ilerleyişi, kimyasal maddelerin su ortamlarında izledikleri yayılma yönlerini ve suyun taşıyıcı ortam olarak oynadığı rolü somutlaştırdı. Özellikle mürekkep ve yağ karışımının yüzeyi kaplayıcı ve koyu renkli bir tabaka oluşturması; çamaşır suyunun ağartıcı etkisinin kumaş dokusunu bozan bir kimyasal iz bırakması; sirke ve beyaz boya karışımının çözünmeyen pigmentlerin birikmekten çok dağılma eğilimini ortaya çıkarması; tuzlu su ile mürekkebin birlikte oluşturduğu kristalleşmeye yakın kuruma izleri, ekosistem içindeki kimyasal reaksiyonların birbirinden farklı etkilerini temsil eden anlamlı örüntüler haline geldi.whatsapp image 2025 11 15 at 19.29.26 (1)

 

 

 

 

 

 

Bu maddelerin kumaş üzerindeki yayılımı, sızma yönleri, renk dağılımları ve yoğunluk farklarının oluşturduğu düzensizlik, kirlenmiş suyun ekosistemlerdeki kalıcı etkilerini yüzey üzerinde okunabilir bir forma dönüştürdü. Lekelerin katmanlı yapısı, su kirliliğinin yalnızca anlık bir olay olmadığı; tersine, zaman içinde biriken, derinleşen ve kendine özgü kimyasal izler bırakan uzun süreli bir süreç olduğu fikrini güçlendirdi. Kumaş yüzeyleri burada adeta birer ekosistem dokusu gibi davranarak, suyun taşıdığı kirleticilerin zaman içinde oluşturduğu tahribatın algısal karşılığını üstlendi.

whatsapp image 2025 11 17 at 18.25.16 (1)

 

 

 

 

Enstalasyonun bütününde, sıvıların kontrollü damlama hareketi ile kumaşın bu maddeleri bünyesine alma süreci arasında kurulan ilişki, su ekolojisindeki kirlenme dinamiklerini metaforik bir sistem olarak görünür kıldı. Bu ilişki, kirlenmenin yalnızca kaynağından değil, temas ettiği yüzeyden ve ortamdan da bağımsız düşünülemeyeceğini vurguladı. Her damlanın bıraktığı iz, su döngüsü içerisinde atıkların ve kirleticilerin izlediği karmaşık yolculuğun küçük ölçekte yeniden üretimi niteliğini kazandı. Ayrıca fanusların cam yapısı, hem bir şeffaflık hem de bir sınır metaforu oluşturarak, doğanın görünür olanla görünmez olan arasındaki farkı nasıl taşıdığını işaret eden bir çerçeve sundu.
Bu düzenek, bütün unsurlarıyla birlikte değerlendirildiğinde, su kirliliğine ilişkin soyut kavramların fiziksel bir deneyime dönüştüğü; kimyasal tepkimelerin görsel ve dokusal biçimlerde karşılık bulduğu; suyun kirleticilerle kurduğu ilişkiyi maddesel bir dille kaydeden bir süreç olarak işledi. Böylece hem malzemenin kendi doğasına hem de ekolojik sistemlerin kırılganlığına dair çok katmanlı bir okuma alanı açıldı.

Projenin ilk fikir aşaması, Judy Chicago’nun “The Dinner Party”  (Yemek Daveti) (enstalasyonundan esinlenerek kadın hakları, kadın bedeni ve tarih boyunca görünmezleştirilen kadın emeği üzerine kuruldu. Chicago’nun çalışmasında sergilenen üçgen formdaki masa düzeni ve kişisel-beden temsillerinin sembolik dili, proje için başlangıçta güçlü bir referans noktası oldu. Ancak süreç ilerledikçe cam malzeme ile çalışmanın getirdiği teknik bir problem belirdi: cam yüzeylerin birleşim noktalarında oluşan akıtma ve sızma durumları, ilk kavramsal yönelim olan kadın temsiliyle doğrudan ilişkilendirilemeyen, fakat malzemenin doğasına içkin fiziksel bir süreci görünür kıldı.

Bu beklenmedik teknik mesele, projenin yönünü değiştiren kritik bir kırılma noktası haline geldi. Camın tutamama, sızdırma ve akıtma davranışı, ilk bakışta bir hata ya da aksaklık gibi görünse de, suyun ve kimyasal sıvıların hareketine dair doğal süreçlerle örtüşen bir olasılık yarattı. Böylece proje, başlangıçtaki feminist odaktan ekolojik meseleleri tartışan yeni bir kavramsal çerçeveye doğru evrildi. Camın kontrol edilemeyen akıtma hareketi, su kirliliği, kirleticilerin yayılma biçimleri ve ekosistemdeki geri dönüşsüz izler gibi konularla bağlantı kurarak, projenin ekoloji ve çevresel kirlilik odağına yönelmesine aracılık etti. Teknik bir sorun olarak beliren bu durum, kavramsal bir dönüşümün başlangıcı haline gelerek çalışmanın nihai temasını belirledi.whatsapp image 2025 11 17 at 18.25.16