Bu yüzey düzenlemesi, yok oluş – betonlaşma – kentleşme – yeşilin silinmesi arasındaki ilişkiyi hem görsel hem de kavramsal bir katmanlaşma üzerinden ele alır.
150×150 cm kumaş üzerine kolaj tekniğiyle yerleştirilen metinler, aynı içeriğin transfer baskıyla tekrar edilmesiyle çoğaltılır; ancak bu tekrar, güçlenmek yerine soluklaşır. Metnin varlığı hissedilir, fakat okunurluğu bilinçli olarak belirsizleşir. Bu durum, doğanın ve yeşilin kentleşme sürecinde tamamen yok olmadan önce yaşadığı silinme hâlini temsil eder: vardır ama görünmezdir, vardır ama geri çağrılamazdır.
Beton tonlarını çağrıştıran gri ve siyah yüzeyler, kentleşmenin ağırlığını ve baskınlığını mekâna yayarken; sınırlı ve kontrollü kullanılan yeşil renk, doğanın artık istisnai bir iz hâline gelişine işaret eder. Yeşil, burada bir umut sembolü olmaktan çok, yok oluşun eşiğinde kalan son kalıntı gibidir.
Kolajda kullanılan yazılı metinler, bilgi üretir gibi görünse de üst üste bindikçe işlevini yitirir; tıpkı doğa hakkında sürekli konuşulmasına rağmen doğanın korunamaması gibi. Transfer baskının silikliği, hafızanın aşınmasını, çevresel duyarlılığın giderek görünmezleşmesini vurgular.
Bu çalışma, kentleşmenin yalnızca mekânsal değil, ekolojik ve zihinsel bir yıkım olduğunu hatırlatır. İzleyiciyi net mesajlarla değil; kaybolan, üstü örtülen ve bastırılan izlerle karşı karşıya bırakır. Görülen şey kadar, görülemeyen de bu işin temel anlatıcısıdır

